Yunanistan’da Kıyamet Günü
İki hafta önceki yazımın ismi, “Yunanistan uçurumun kenarında” idi. Bu son iki hafta içerisinde Yunanistan, uçuruma kaymaya başladı. Tsipras hükümetinin troyka –nam-ı diğer “kurumlar”– ile müzakereleri 27 Haziran’da terk edip aynı tarihte referandum yapma kararı, Yunanistan’da gelişmelerini hızını aniden yükseltti. Referandum sorusu, “kurumların” son anlaşma teklif taslağını kabul edip etmediğine dair. Hâlbuki bu anlaşma teklifi artık geçerli değil. Çünkü Euro Bölgesi üye ülkeleri tarafından kurumlara verilen yetki süresi 30 Haziran tarihinde doldu. Yani masada olmayan bir teklif için Yunan halkı referanduma getirildi.
Altı aylık bir müzakere süreci başarısız sonuçlanmış. Bu başarısızlık için iki yaklaşım olabilir. Ya Başbakan Aleksis Tsipras, parti içinde çoğunluğunu kaybedeceğinden korkarak kendi popülist söylem ve vaatlerinden vazgeçemedi. Ya da ilk baştan, bütün açıklamalarına rağmen, Avrupa Birliği’ne karşı bir kriz ortamını oluşturmaya başladı. Bu hamlenin sonuçları ağır oldu. Müzakere biter bitmez, Yunan banka sistemine destek de yükselmedi. Zaten “yoğun bakımda” olan bankalara halk akın etti ve onun çöküşünü önlemek için Yunan bankaları tatil edildi ve sermaye hareketine tedbirler ilan edildi. Artık her gün için yalnızca 60 euro çekme sınırı var, birçok emekli maaşını alamadı. Önümüzdeki günlerde durum daha da vahim olabilir.
Ekonomik açıdan bu hamleler ne kadar tartışılırsa tartışılsın, siyasi açıdan da o kadar tartışmalıdır. Çünkü referandum kararı, Yunanistan Anayasası’na aykırıdır. Çünkü anayasa, referandumda mali soruların sorulamayacağını açıkça belirtiyor. Diğer deyimle, halka “vergi ödemek ister misin” sorusunu sormak hem yasak hem gayri etik. Buna ilaveten, referandum soru yöntemi, hiç samimi değil. Teknik ve sadece iktisat makroekonomi uzmanlarınca anlaşabilir iki uzun metni halka referandumda sunmak, hakikaten samimiyetsizliktir. Ayrıca asıl sorulması gereken soru sorulmadı. Eğer hükümetin amacı, Yunanistan’ı Euro Bölgesi ve Avrupa Birliği’nden çekmek ise, bu meşru bir referandum sorusu olabilirdi. Ancak bütün anketler Yunan kamuoyunun büyük çoğunluğunun Yunanistan’ın hem Euro Bölgesi hem de Avrupa Birliği’nde kalma gerektiği kararında olduğunu gösteriyor. Böylece SYRİZA hükümeti, kendi amaçladığı sonucu elde edebilmek için yanlış ve aldatıcı bir soru sormaya karar verdi. Böyle bir yöntem demokrasiye saygısızlık anlamına gelir.
Bu kadar tartışmalı bir referandum kararının neden verildiği sorusuna en samimi cevap, Dışişleri Müsteşarı Euclides Tsakalotos tarafından verildi. Referandum kararını şöyle yorumladı: Kurumlarla yapılacak olan antlaşma SYRİZA milletvekili grubu tarafından onaylanamayacağına göre referandum kararına varıldı. Demek ki aşırı sağ “Bağımsız Yunanlılar” ile beraber kazandığı iktidarı kaybetmemek için SYRİZA, hem Yunan bankalarını kapatmak hem de referandum ittifakına Nazi “Altın Şafak” partisini dâhil etmeye hazır olduğunu gösterdi. Kutuplaştırıcı bir kampanyada Yunan Avrupa taraftarları “vatan haini” veya “Avrupalıların işbirlikçileri” olarak suçlandı.
Bu şartlar altında Yunan halkı referanduma oy verdi. Referandumdan “evet” oyu çıkarsa, bu iki haftada yapılan zararları telafi etmek çok zor olacak. Ancak “hayır” oyu çıkarsa, onun siyasi, stratejik ve toplumsal facianın boyutlarını kavramak şimdiden çok zor. “Bir halk intihar edebilir mi” diye sorarsanız, bu referandum sonuçları iyi bir cevap olur.
Dr. Ioannis N. Grigoriadis, Taraf Gazetesi