Yunanistan Uçurumun Kenarında
Sonbahar 2009 yılından itibaren Avrupa gündeminden hiç düşmeyen Yunanistan, ekonomik krizinin yeni bir dönüm noktasına varıyor. Euro Bölgesi’nin liderlerinin, Brüksel’de olağanüstü bir toplantı yapıp, Yunanistan’a yardım paketi konusunda bir karara varmaları bekleniyor. Son haftalarda çeşitli toplantılar ve çetin müzakerelere rağmen Yunanistan SYRİZA- ANEL koalisyon hükümeti ile, yapılması gereken reform konusunda bir anlaşma sağlanmadı.
Bu süreçte Yunanistan’a siyasi destek giderek azaldı. Ciddi reform adımları konusunda ısrar eden Almanya ve IMF’yi bir kenara bırakalım. İlk baştan Yunanistan’ın pozisyonlarına daha büyük anlayış ile yaklaşan Avrupa Komisyonu’nun başkanı Jean-Claude Juncker, Avrupa Birliği’nin sunduğu önerilerle ilgili Aleksis Tsipras’ı açıkça yalan söylemekle suçladı. İtalya Başbakanı Matteo Renzi ise, Yunanistan’ın, İtalya gibi kendi sosyal sigorta sistemlerinde reform yapmak zorunda kalıp mali durumunu iyileştiren ülkelerden Yunan sosyal sigorta sistemine dokunmamak için parasal yardım beklememesi gerektiğini vurguladı. Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk ise, anlaşmaya varılmadığı takdirde Yunanistan için tek yolun iflâs olacağı uyarısında bulundu.
Durumun ciddiyeti, banka gişelerinde belli oldu. Bu son hafta Yunan vatandaşları, hesaplarından milyarlarca euro çekmiş veya yurtdışındaki mevduat hesaplarına havale etmiş. Yunan banka sistemini ayakta tutabilmek için, Avrupa Merkez Bankası Cuma günü olağanüstü mali desteğini artırmak zorunda kaldı. Ancak bunun devam etmesi, bugünkü toplantının sonucuna bağlı. Siyasi müzakerelerde olumlu bir sonuç çıkmazsa eğer, Yunan banka sistemi çöküşle karşı karşıya kalabilir. O anda Yunan hükümeti de sermaye hareketleri sınırlayan olağanüstü tedbirler almak zorunda kalabilir.
Bu esnada Tsipras’ın durumu hiç iç açıcı değil. İktidara ulaşmak için her türlü vaatte bulunan Tsipras, şimdi meşhur John Kenneth Galbraith’in deyimiyle “tatsız” ve “feci” kararların arasından birini seçmek zorunda. Acı ilaç hapını yutup anlaşmayı kabul ederse, o zaman kendi partisinin ve Yunan kamuoyunun içerisinde büyük isyan çıkabilir. Aksi takdirde, anlaşmaya hayır derse, tarih onu “Yunanistan’ın tarihî bir felaketinin baş sorumlusu” olarak andıracaktır. Yunanistan’ın Euro Bölgesi hattâ Avrupa Birliği içerisinde kalması çok büyük tehlikeye girebilir. Bunun farkında olan Yunan kamuoyu aniden Tsipras ve SYRİZA’ya karşı dönebilir. Durumun en büyük hayal kırıklığı yaratan tarafı ise, Yunan hükümetinin samimiyetsizliğidir. Müzakere detaylarına bakarsanız eğer, SYRİZA- ANEL hükümetinin direnişi, krizden gelirine büyük yara alan, işini kaybeden, fakır Yunan vatandaşını değil, devlet sektörünün “elit” gruplarının mensuplarını korumak amaçlıdır. Cari açığı kapatmak için devlet sektöründe emeklilik yaşını Avrupa ortalamasına getirmesi gerektiğini savunan troyka kurumlarına karşı direnirken, SYRİZA- ANEL hükümeti alternatif olarak yeni vergi paketleri sunuyor. Bu önerilen vergi paketleri, fakir, işsiz vatandaşın maddi durumuna bir daha darbe vurup, hak edilmeyen emeklilik maaşlarının ödenmesinin devam etmesini sağlayacağını öngörüyor.
Son ayların müzakerelerinde ne kadar başarısız olursa olsun, SYRİZA- ANEL hükümeti, olası bir Yunanistan iflasına tek sorumlu tutulamaz. Ülkeyi iflas eşiğine getiren geçen hükümetlerin sorumluluğu da tarihî niteliktedir. Hâlbuki eğer iflas hüsranı meydana gelirse, SYRİZA, PASOK gibi, aniden çökebilir. Böyle bir vaka da Yunan soluna karşı büyük darbe olup, Yunan siyasi parti sisteminin köklü bir değişimine yol açabilir.