Mülteci Krizinden Kıbrıs’a
Son haftalarda beklenmedik bir şekilde, Avrupa Birliği, Türkiye’nin gündemine geri döndü. İster Suriye mülteci krizi, ister Türkiye ve Rusya ilişkilerinde tehlikeli tırmanış, son haftalarda diplomatik temasların çoğalmasına katkıda bulundu. Böyle bir gelişmenin nedeni ne olursa olsun olumlu olduğunu söyledikten sonra gerçek boyutlarını abartmamak lazım.
Suriye krizi, yüzbinlerce mültecinin Türkiye üzerinden Avrupa ülkelerine geçmesi, Avrupa Birliği ve Türkiye arasında işbirliğinin derinleştirilmesini mecbur kıldı. Ancak imzalanan antlaşmalar olumlu bir hava yaratsa bile, gerçek gündemin artık Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik süreci değil, Suriye mülteci krizinin yönetimi olduğunu hatırlamakta fayda vardır. Tabii ki, Schengen vize muafiyeti konusunda yapılan açıklamalar ve taahhütler çok olumlu ve yapıcı, ama bu tartışmalar yeni bir konu değil. Türkiye gibi diğer aday ülkelerin çoktan elde ettiği bu ayrıcalık, Türkiye’ye yapılan bir haksızlığın telafisi olarak görülebilir. Gelgelelim, bu gelişmelerin Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine giden yolu açtığını söylemek mümkün değildir. Son Avrupa Komisyonu ilerleme raporunda yapılan tespitler bu konuda gerçekliğini koruyor.
Daha olumlu bir tablo için, Türkiye- Avrupa Birliği ilişkilerinde önemli bir pürüzü kaldırabilecek potansiyeli olan bir gelişme için, Türk- Yunan ilişkileri ve Kıbrıs sorununa bakabiliriz. Birkaç hafta önce yapılan Yunanistan Başbakanı Aleksis Tsipras’ın Ankara ziyaretinin ima ettiğine göre, yeni Yunan hükümeti ikili ilişkiler ve ihtilaflarda son senelerde izlenen politikada değişiklik olmayacağına dair güvence verdi. Aşırı sağ ANEL partisi koalisyon ortağı olmasına rağmen Aleksis Tsipras’ın Ankara ziyareti esnasında, her iki hükümetin son senelerde kaydedilen yoldan vazgeçmek istemedikleri belirtildi.
Aslında her iki ülkenin sıcak gündeminde Türkiye ve Yunanistan yoktur. Türkiye Kürt sorunu, Suriye savaşı ve bundan çıkan mülteci ve Rusya kriziyle meşgul olurken, Yunanistan ekonomi ve mülteci kriziyle ve Avrupa Birliği ile ilişkilerine odaklanmaktadır. Her iki ülkede de son ayların müteakip seçimleri ve siyasi istikrarsızlık bu durumu etkileyemedi. Hatta Türkiye ve Rusya arasında çıkan krizde, Yunanistan hükümeti, Yunan kamuoyunun bir kısmının tepkisine karşın, NATO çerçevesinde müttefik olarak Türkiye güvenliği ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi gerektiğinin altını çizdi. Aynı zamanda uçak krizi, Yunan kamuoyunda herkese Ege Denizi’nde senelerce devam eden ve bazen Yunan adaları üzerinde yer alan Türk- Yunan uçak it dalaşlarının risklerini hatırlattı.
Türkiye- Avrupa Birliği ilişkilerini olumlu etkileyebilecek diğer önemli gelişmeler Kıbrıs’ta yer alıyor. Son aylarda iki toplumlu müzakereler aralıksız devam ediyor ve edinilen bilgilere göre, bütün zorluklara rağmen ilerleyebiliyor. Nikos Anastasiades ve Mustafa Akıncı, her iki toplumun çözüme katkıda bulunabilecek en uygun liderleri olarak tahmin ediliyordu. Ama benzeri durumlarda geçmişte yaşananlara rağmen, bu algı görüşmeler sırasında zedelenmedi. Şu ana kadar her iki tarafta iyi –yani çözümsüzlüğe bahane değil, ama uzlaşma sonucu olarak çözüme odaklanmış– niyet hâkim olduğu görünmektedir. Müzakereler böyle devam ederse, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin garantör ülkelerinden, yani Birleşik Krallık, Türkiye ve Yunanistan’dan yapıcı katkıları istenebilecek. Bölgenin en eski sorunları arasında olan ve Türkiye’nin Avrupa Birliği yolundaki en büyük engellerden birini ortadan kaldırmak için, bütün tarafların, 2004 senesinden sonra en büyük çözüm fırsatını kaçırmamaları lazım.