Mülteci Krizi, Türkiye ve Yunanistan

Dr. Ioannis N. Grigoriadis

Son haftalarda şiddetlenen Suriye mülteci krizi, dünya kamuoyunun ilgisini Türkiye ve Yunanistan’a çevirdi. Suriye’den kaçıp, Türkiye ve Yunanistan üzerinden başta Almanya olmak üzere diğer Batı Avrupa ülkelerine ulaşmaya çalışan yüzbinlerce göçmen son senelerin en acil insanlık krizlerinden biri oldu. Bu olayın ana nedenleri tabii ki Suriye’de ve orada beş sene aralıksız devam eden iç savaşta. Son aylarda muhalif güçlerin çeşitli bölgelere taarruzları ardından şiddetlenen çatışmaların sonucu olarak binlerce Suriyeli savaş meydanlarından kaçmak zorunda kaldı.

Diğer yandan, son haftalardaki Rusya müdahalesi Esad rejimine hayatî önemde destek sağlarken, rejimin silahlı kuvvetlerinin taarruzlarına da yol açtı. Eğer rejim güçleri iç savaşının başından beri ikiye bölünmüş olan Halep kentinin muhalif kontrolü altında olan mahallelerine karşı harekât gerçekleştirirse, o zaman bu mülteci akımı daha da büyüyebilir.

Aynı zamanda Almanya Şansölyesi Angela Merkel’in Suriyeli mülteciler konusunda yaptığı jest, bu akımının kuvvetlendirilmesine ciddi katkıda bulundu. Avrupa Birliği’nin mültecilere dair yasalarına rağmen ve Avrupa Birliği ‘mülteci giriş ülkelerinde’ hukukî işlemler bitmeden, Alman hükümetinin Suriye mültecilerine kapı açması, savaşın başından beri en büyük eziyeti gören eğitimli Suriye orta sınıf mensupları için çok önemli bir fırsat yaratmış oldu. Merkel’in bu beklenmedik kararı, Almanya içinde çok büyük tepki görmezken, Almanya dışında çok olumlu bir etki yarattı. Diğer Batı ülkeleri hem Suriye iç savaşına olumsuz etkileri hem de insanlık krizine karşı kararsızlık ve ilgisizliği için eleştirilirken, zaten hiçbir askerî müdahale veya savaşa dolaylı ve ya dolaysız şekilde destek vermeyen Almanya, insanî yardım konusunda lider olarak meydana çıktı. Böylece Almanya çok önemli bir örnek teşkil etti.

Mevcut şartlara göre Suriye mülteci krizinin daha da derinleşmesi hiç de şaşırtıcı olmayacak. Ne baskıcı Esad rejimi ne de IŞİD veya diğer cihatçı rejimi altında yaşamak ve onlar için savaşmak isteyen Suriyeliler için göç tek çare olarak gözüküyor. Böylece Türkiye’den Yunanistan’a mülteci dalgasının dinmeyeceği hattâ büyüyebileceği de söylenebilir. Bu süreç esnasında hem mültecilerin durumunu istismar eden ‘insan tüccarlarına’ karşı hem de can kayıplarını önlemek amaçlı faaliyetler Türkiye ve Yunanistan’ın ortak sorumluluğudur.

Hâlbuki Türk-Yunan ilişkilerindeki ihtilaflar, böyle bir işbirliğini çok olumsuz bir şekilde etkilemektedir. Karasuları, kıta sahanlığı gibi konulara odaklanmış olan iki ülkenin sahil güvenlik kuvvetleri işbirliğine hiç alışık değiller. Batı’dan gelen işbirliği teklifleri, her iki tarafta da kuşku ile karşılanıyor. Öncelik mültecilerin korunması değil, muhtemel bir işbirliğinin ‘millî meselelere’ nasıl etki yaratabileceğidir.

Bu işbirliği eksikliği, hem insan tüccarlarının ekmeğine yağ sürüyor, hem de can kaybı riskini artırıyor. Bu risk sonbahar ve kış hava şartları dikkate alındığında çok daha artacaktır. Güvenlik konusunda işbirliği tecrübesi yokken ve karşılıklı güven ne kadar az olursa olsun, mülteci krizini daha iyi yönetebilmek için iki ülkenin ortak hareketlerde bulunması çok yararlı olacaktır. Çeşitli engellere ve ihtilaflara rağmen, ortak bir zemine ulaşmak imkânsız değil.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
Mülteci Antlaşması Ardından - 1 Nisan 2016 23:27
Avrupa Birliği’nde Faylar - 3 Mart 2016 03:40
Ege’de İnsan Faciası - 2 Şubat 2016 20:55
2016 Kıbrıs Yılı mı Olacak - 20 Ocak 2016 12:13
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ