Yunanistan`da Türkleri Fişleme Hastalığı
Bundan bir ay kadar önce Yunanistan’dan şaşırtıcı bir haber gelmişti. Yunan üniversitelerinde okuyan Müslüman öğrenciler hakkında gizli dosyalar tutulduğu ortaya çıkmıştı. Bunun sebebi de güvenlik tedbirleri olarak gösterilmişti.
Malumunuz dünyada son dönemde oluşan konjonktür bir çok batılı devleti müslümanlara karşı bazen garip önlemler almaya itiyor. Bunun son örneği de Yunanistan’daki bu fişleme vakası. Üstelik bu olay çok acemice bir hata ile ortaya çıkmış. Teselya Üniversitesi rektörünün emniyete yazdığı bir yazı basına sızıyor ve skandal niteliğinde bir olay ortaya çıkıyor.
Yetkililer meseleyi “islami terör” tehdidine karşı bir güvenlik tedbiri olarak ört bas etmeye çalışıyorlar ancak iş bundan ibaret değil. Çünkü, batılı ülkeler arasında islami terör tehdidini en az hisseden, hatta hissetmeyen ender ülkelerden biri Yunanistan. Üstelik diğer batı Avrupa ülkelerine olduğu gibi müslüman ülkelerden Yunanistan’a bir göç söz konusu değil. Yunanistan batı Avrupa’ya göç konusunda bir geçiş yolu sadece. Yani Yunan üniversitelerinde Yunanistan dışından gelmiş müslüman öğrenci sayısı oldukça az. O halde bu güvenlik dosyalarının kimin için tutulduğu sorusuna tek bir yanıt verebiliyoruz: Batı Trakyalı Türk öğrenciler.
Üstelik olay sıradan ve geçiştirilecek türden değil. Parlamentoya taşındı ve bu fişleme rezaleti ile ilgili gensoru önergeleri sunuluyor. Anlaşılan o ki, Yunan üniversitelerinde okuyan Batı Trakyalı Türk öğrencilerin faaliyetleriyle ilgili sayfalarca gizli dosyalar hazırlanmış ve Yunan güvenlik birimlerinin arşivlerinde saklanıyor. Ve bu fişleme olayı tamamen öğrencilerin bilgisi dışında. Bu sebeple de insan hak ve özgürlüklerine yönelik kısıtlayıcı bir boyut var.
Peki amaç ne? Burada bir amaç aramak pek doğru değil aslında. Çünkü Yunan Devleti bu fişleme politikasını yıllardan bu yana sürdürüyor. Üstelik Batı Trakyalı Türkler Yunanistan aleyhine en ufak bir illegal örgütlenmeye gitme yönünde herhangi bir teşebbüs bile göstermediler bugüne kadar.
Fişlemenin kökeninde Yunanistan’ın tehdit algılaması yatıyor. Yıllardır meşrulaştırılan “doğudan gelen tehdit Türkiye” söylemi haliyle Yunan Devleti’nin Batı Trakyalı Türkleri de Türkiye’nin birer ajanıymış gibi görmesine yol açtı. Bu zihniyet bugün de devam ediyor. Halbuki, ne Türkiye’nin bir tehdidi söz konusuydu, ne de Batı Trakyalı Türkler Yunanistan’da Türkiye bayraktarlığı yapıyordu. Ancak Yunanlıların zihinleri bunu bir türlü algılayamadı.
Onlar için her Batı Trakyalı Türk Türkiye’nin birer ajanı, Batı Trakya da Türkiye’nin ileri karakoluydu. Bu bağnaz zihniyet Batı Trakya Türklerini toplumdan o derece soyutladı ki, Batı Trakya yıllarca hem Yunanistan’ın hem de Avrupa Birliği’nin en az gelişmiş bölgesi olarak kaldı.
Kovuşturma ve tehditler sürekli devam etti. En ufak bir olayda göz altına alınmalar, vatandaşlıktan atılmalar, güvenlik elemanlarının takipleri Batı Trakya Türkleri için günlük hayatın olağanlığı haline geldi. Özellikle Türkiye’den Batı Trakya’yı ziyarete gittiğinizde arkanızda dolanan tanımadık tipleri gülümsemeyle karşılamaya başlardınız çoğu zaman. Bugün bile bir AB ülkesinde yaşanmaya devam ediyor bu tür gariplikler.
Ama bu kez iş daha da profesyonelleşmiş. Dosyalar tutuluyor ve takibata uğrayan üniversite öğrencileri. Yani Batı Trakya Türk Azınlığı’nın gelecekteki aydın kesimini oluşturacak genç beyinler. Yunanistan önlemini erkenden alıyor desek mütalağa etmiş olmayız sanırım.
Olay şimdilik meclis gündeminde. Bakalım ilerleyen günlerde neler olacak. Ancak bu fişleme olayının çok daha derin boyutlarda olup olmadığı tartışılıyor. Muhalefet partileri bu olayı bir insan hakkı ihlali olarak hükümete yüklenmek için bahane ediyorlar. Umarız bu niyetlerinde ciddidirler ve bu skandalın sorumluları ortaya çıkarılır. Aksi takdirde Yunanistan küçük siyasi hesapların peşinde koşan ülke imajından hiç kurtulamayacak.
Son bir soru daha soralım olayın trajikomikliğini anlatabilmek için. Kendi vatandaşlarını fişlemeyi adet edinmiş bir ülkenin AB’de ne işi var? Bunun cevabını da Brüksel’deki efendiler versin artık.