Çavuşesku`nun Ağlattığı Kent: Bükreş
Bükreş’e girerken yüzleştiğim manzara klasik bir Balkan kentinin beni karşılaması gibiydi. Soğuk bir hava, hafiften çiseleyen yağmur bu kentin uzun zamandır akan göz yaşlarını anlatır gibiydi.
Geniş bulvarların iki yanında sıralanan 19. yüzyıl yapıları bir zamanlar “Balkanların Paris’i” olarak nitelenen bu kenti gözlerde oldukça büyüleyici bir hale getiriyor. Enfes bir mimarinin eseri olduğu belli bu yapıların büyük çoğunluğu bugün büyük devletlerin büyükelçiliklerine ait. Bizim Türk Büyükelçiliği de son derece şık bir 19. yüzyıl binasında hizmet veriyor.
Kentin yaşadığı dönüşümü yavaş yavaş anlıyorsunuz. Eski şehir her ne kadar tarihin ihtişamlı günlerini yansıtsa da Çavuşesku döneminin zevksizliği hemen karşınıza çıkıveriyor. Sofya’dakine benzer tekdüze yapılar komünizmin insanları soktuğu kalıpları gayet iyi tarif ediyor.
Romanya, Çavuşesku dönemini hatırlamak bile istemiyor. Nasıl istesin ki? Bugün parlamento binası olarak kullanılan meşhur Büyük Saray’ın görkem ve ihtişamını görünce gözleriniz açık kalıyor. Saray, Pentagon binasından sonra uydudan görülebilen dünyadaki ikinci yapı. Büyüklüğü göz kamaştırıcı. Komünizm döneminin tekdüze yapılarına karşın Çavuşesku’nun kendisi için yaptırdığı bu sarayda klasik bir üslup kullanılmış. Ama gelin görün ki, Çavuşesku bu sarayı yaptırmak için halkı ekmek karnesine bağlayıp ülkenin bütün hazinesini bu saraya harcamış. Zamanın krallarına, imparatorlarına bile taş çıkartan bir diktatörlük hırsını görünce binanın bütün ihtişamı kayboluyor insanın gözlerinde. İşte bu yüzden Rumenler komünizm dönemini hafızalarından tamamen silmek istiyor. Sanırım onları anlayabiliyorum.
Nikolai Çavuşesku ve Elena Çavuşesku 20 yılı aşkın bir süre demir yumrukla yönettiler Romanya’yı. Tarihe karşı öyle bir intikam alınmış ki, 50’yi aşkın tarihi eseri de (çoğu eski dönem kiliseleri) yıktırmış Çavuşesku. 1989’da eşiyle birlikte kurşuna dizilerek öldürüldüğü görüntüleri hatırladığımda böyle bir ölümü hak edip etmediğini soruyorum kendime. Rumenler hak ettiğini söylüyor. Galiba ben de onlara katılıyorum.
Çavuşesku dönemine rağmen Romanya medeni bir ülke. Bükreş de bu medeniyetin kalbi ve her türlü olumlu izi taşıyor hala. Paris’e benzetildiği dönemlerden kalma eserler bugün Rumenlerin gurur kaynağı. Ulusal Müze’de bir çok ünlü sanatçılarının eserlerini sergiliyorlar. Çavuşesku döneminde tahrip olmuş bir çok eseri kurtarmak için var güçleriyle çalışıyorlar. Takdiri hak ettiklerini söylemeliyim.
Balkan ülkeleri arasındaki en sorunsuz Türk azınlık da belki Romanya’da yaşıyor. Osmanlı döneminden önce bölgeye yerleşmiş, bugün varlıklarını sürdüren Müslüman Tatarların (ki İstanbul Türkçesine yakın bir Türkçe konuşuyorlar) nüfusu yaklaşık 180 bin dolayında. Bunun yanında Osmanlı döneminden kalmış 40 bin dolayında Türk azınlık var. Köstence (Kuzey Dobruca) bölgesinde yaşıyorlar ve kültürlerini kaybetmeden ülkenin sistemine entegre olmuşlar. Parlamentoda sadece azınlıklar için ayrılmış milletvekili kontenjanından da faydalanıyorlar ve siyasi temsilleri bu şekilde sorunsuzca sağlanıyor. 1990’larda ülkeye yerleşen yaklaşık 35 bin Türk vatandaşıyla birlikte Romanya hemen hemen 250 bin kişilik bir Türk toplumunu barındırıyor. Bu sebeple, belki de Balkanlarda Türklerin en çok sevildiği ülke Romanya. Bükreş sokaklarında dolaşırken bunu çok yakından hissedebiliyorsunuz.
Ülkenin ekonomik durumu da canlı. Romanya, sanayileşmiş bir ülke ve Balkan ülkeleri arasında ihracatı en yüksek ülke. Buna rağmen komünizmden kapitalizme geçişte sorunlar yaşanmıyor değil. Bir kesim hala fakir ve kumar, fuhuş gibi sektörler çok yaygın. Bükreş kumar tutkunlarının ziyaret ettiği önemli kentlerden biri. Gece, pırıltılı ışıkların aydınlattığı kumarhanelerin ve sokaklarda fuhuş yapan kadınların sayısının çokluğu dikkatlerden kaçmıyor. Bir kısım tüccar zihniyet insan onurunu ayaklar altına alarak fırsatçılıktan para kazanmayı Romanya’da da sürdürüyor. Bir zamanlar Çavuşesku’nun ağlattığı bu kenti, şimdilerde ise iş adamı kılıklı tüccarlar ağlatıyor. Ama yine de, şu andaki göz yaşları eskisine oranla daha az ve umutların daha yeşil olduğu bir kent Bükreş. İnsan buradan ayrılırken bu kentin bir daha bu kadar incinmemesi dileğiyle gidiyor adeta. Bilmem bir daha uğrarsak buralara, bu dileklerimizin gerçekleştiğini görebilecek miyiz?