Muhammed Ali

Ayhan Demir

Bir kayıp, bazen, birçok kazancın önünü açabilir. Hatta en büyük kazancın…

Mesela, bir çocuğun bisikletini kaybetmesi; onu fıtratına döndürüp, efsane haline getirecek olan yolu buldurabilir.

Cassius Marcellus Claj Jr. da, 1954 yılının Ekim ayında, babasının ‘Noel hediyesi’ olan bisikletini çaldırır. Fakat bu kayıp, İslam ile şereflenmesine ve boks efsanesi haline gelmesine vesile oldu.
Sözü, henüz 18 yaşındayken, 1960 yılında Roma’da ağır sıklet boksta Olimpiyat Şampiyonu olan ve 1964 yılında Dünya Ağır Sıklet Boks Şampiyonu unvanını aldığında, Müslümanlığını da ilan eden Muhammed Ali’ye getirmek istiyorum.

“En İyi” (The Greatest) lakabını fazlasıyla hak eden Muhammed Ali, Müslüman oluşunu şu şekilde özetliyordu: “Allah’tan zenginlik istedim, bana İslam’ı verdi.”

Üç kez Dünya Ağır Sıklet Boks Şampiyonu olan Muhammed Ali, ringlere veda ettiği 1980’li yılların başlangıcına kadar, Sonny Liston, Joe Frazier, George Foreman ve Ken Norton gibi isimleri “kelebek gibi uçup, arı gibi soktu.”

1967 yılında, kendisine kasıtlı olarak Muhammed Ali demeyen, Ernie Terrel’ı maç boyunca attığı yumruklarla bezdirişini, uzun uzun anlatabiliriz.

1974 yılında, on binlerce Afrikalının “Ali, bumaye!” (Ali, benzet onu!) tezahüratları eşliğinde, George Foreman’ı nakavt edişini de anlatabiliriz.

Çıktığı 61 maçın, 37’si nakavtla olmak üzere, 56’sını nasıl galibiyetle tamamladığını anlatmak ise günler sürebilir.

Fakat Muhammed Ali’den bahsetmek demek, boksun ötesinde, dünyanın en önemli siyasi ve sosyal meselelerinden de bahsetmek demektir.

Üsküp’ten İslamabad’a, Saraybosna’dan Urumçi’ye, İstanbul’dan Kinşasa’ya uzanan bir coğrafyadaki milyonlarca insan, onunla sevindi, onunla üzüldü. Babalar, tıpkı en küçük kardeşimde olduğu gibi, oğullarına onun ismini verdiler.

1971’de, Dünya Ağır Sıklet Boks Şampiyonu Joe Frazier’le çıktığı unvan maçını kaybetmesinden duyulan üzüntüyü, yine onun otobiyografisinden okuyalım: “(Libya lideri Kaddafi) Bütün maçlarımı izlediğini ve Frazier’le yaptığım maçı kaybettiğimde bütün İslam dünyasında, özellikle de Libya’da yaşanan hayal kırıklığını anlattı. ‘Doğrusunu isterseniz ülkemizde neredeyse yas tutuluyordu’ dedi. Aynı şeyleri Suudi Arabistan’a, Kuveyt’e, Endonezya’ya, Malezya’ya, Mısır’a gittiğimde de işitecektim. Pakistanlılardan, Güney Korelilerden, Taylandlılardan, Hintlilerden, Burmalılardan, akşamları radyolarında maçımı dinleyen işçilerden de işitecektim. Kaddafi’ye, ‘Bir daha maç yaparsak, geçen defa gözyaşı döktürdüklerimi sevince boğacağım. Söz’ dedim.” (Muhammed Ali, Richard Durham ile Tek Özyaşamöyküsü, Kaknüs Yayınları.)

Muhammed Ali, şuurlu bir Müslüman olarak yaşadı. ABD’deki siyah hareketlerine, dünya mazlumlarına ve Müslümanlara destek verdi.

ABD’nin Vietnam saldırganlığına figüranlık etmesi istediğinde, kroşe gibi cevap vermişti: “Vietkonglar, bana hiçbir kötülük yapmadılar ki ben onlarla savaşayım.”

Memleketi Louisville’deki bir toplantıda, nakavtlık sözlerini sürdürdü: “…Ben ne diye üniforma giyip memleketimden 10 bin mil uzağa, Vietnam’da kahverengi bir halka bomba ve kurşun yağdırmaya gidecekmişim?”

Vietnam işgaline karşı çıkarak, askere gitmeyi reddetmesi; hapis ve para cezasının yanı sıra, profesyonel lisansına el konulmasına da sebep oldu. Fakat o sözlerinden tek bir geri adım atmadı.

Çünkü şuna inanıyordu: “Bir hayatımız var, yakında geçmişte kalacak; yalnızca Allah için yaptıklarımız sonsuza dek kalacak.”

Sabrın sonu selamettir demişler. Öyle de oldu. Üç yıl sonra temyiz mahkemesini kazanarak ringlere geri döndü.

1976 yılı Ekim ayında rahmetli Erbakan Hoca’nın davetlisi olarak İstanbul’a gelmişti. Biri ringlerin, diğeri meydanların hakkını veren iki ismin buluşması, büyük bir ilgi görmüştü. Erbakan Hoca’nın kendisini kucaklayan ilk beyaz lider oluşu ve bu kadar beyaz Müslümanı bir arada görmek kendisini duygulandırmış ve gözyaşlarına hakim olamamıştı.

Vietnam’da savaşmayı reddeden Muhammed Ali, Saddam Hüseyin’in Kuveyt’e girdiği esnada rehin aldığı 700’ü Amerikalı 2 bin rehineden, 15’ini kendisiyle beraber Amerika’ya götürmeyi başarmıştı.

1992-1995 Bosna Savaşı esnasında, Boşnaklara uygulanan silah ambargosunun kaldırılması için çeşitli girişimlerde de bulunmuştu. Rahmetli Aliya İzetbegoviç’e sarılıp, başını göğsüne yaslaması da, İslam kardeşliğini ne kadar özümsediğinin bir işaretiydi.

Muhammed Ali, 11 Eylül uçaklaması sonrasında, başında itfaiyeci baretiyle, sıfır noktasına giderek, “İslam, barış demektir” demişti.

2005 yılında, kendisine “Barış Adamı” ödülünü veren, dönemin ABD Başkanı George Bush’un gard pozisyonu alarak meydana okumasına Muhammed Ali’nin “Sen deli misin?” işareti yapması da unutulmayanlar arasındadır.

Hollywood Bulvarı’ndaki mermere adının yazılması fikrine, “Peygamber ismi taşıyorum, adımı yerlere yazdırmam” cevabı verecek kadar bilinçli bir Müslüman olan Muhammed Ali, 3 Haziran’da son kroşesini yalan dünyaya attı. Ümmetin duaları, tıpkı maçlarında olduğu gibi,  yine kendisiyle.

Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun inşallah.

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
YAZARIN SON YAZILARI
Yunan Eziyeti - 11 Mart 2020 14:19
29 Ocak Olayları - 29 Ocak 2020 22:56
Yunan’ın yaptıkları - 15 Mart 2018 02:42
Yunan zulmü - 29 Kasım 2017 21:52
Yunan’ın Çamerya Soykırımı - 21 Haziran 2017 20:01
Yunanistan’da Ramazan Bayramı - 6 Temmuz 2016 01:18
Arnavutluk’ta Ramazan - 30 Haziran 2016 14:31
Bulgaristan’da Ramazan - 23 Haziran 2016 15:46
Yunanistan’da Ramazan - 15 Haziran 2016 14:09
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ