Provokatörlük sınır tanımıyor
Dünyanın neresinde olursa olsun provokasyon özellikle de prim yapmak içim sıkça tercih edilen bir yöntem. Azınlık konuları ise her zaman provokasyon yapmak için hem çok elverişli hem de bir o kadar müsait ortamı oluşturmakta. Azınlıkların beşinci kol olarak algılandığı ulus devletlerde ise provokasyon olmazsa olmazlar arasında yer alıyor. Azınlık konularını azıcık kaşıyınız gerisi hemen hazır zaten.
Geçenlerde Alter kanalında Kostas Hardavelas’ın azınlıkla ilgili programını izleyenlerin panik olmaması mümkün müydü acaba? Ben programın ikinci bölümünü seyrettim. Batı Trakya’daki Pomak konusuyla ilgili yaratılmak istenen tehlike edebiyatını izleyenlerin acaba kaçta kaçı programda anlatılanlara inandı?
Bize göre bütün bunlar trajikomik gelebilir, fakat Yunan kamuoyu Batı Trakya’yı yeteri kadar bilmiyor; bilmediği için de bu anlatılanlardan etkilenmesi kaçınılmaz oluyor.
Hardavelas’ın programında anlatılanların aşırı olduğunu esasında İskeçe Valisi Yorgos Pavlidis gibi isimler anlatmaya, izah etmeye çalıştı, fakat nafile. Yani Batı Trakya’daki durumu bize Atinalı gazeteciler anlatacak, hem de istedikleri şekilde. Biz bölge sakinleri olarak burada olup biteni bilmiyoruz, anlamıyoruz veya anlayamıyoruz, bize ne kadar trajik bir durum içerisinde olduğumuzu anlatacak olan, bölgede sadece üç gün çekim yapmış olan bir gazeteci. Programa telefonla bağlanan İskeçe Valisi Yorgos Pavlidis “olayları tarafsız olarak aktarmıyorsunuz” dediği için neredeyse “hain” ilan edilecekti. Yani koskoca vali görevinin gereğini yapmamak ve gerçekleri saklamakla suçlandı.
Bu tür provokatif yayınlar Yunan kamuoyunu paniğe sevk ederek hem bölgeye, hem de azınlığa zarar veriyor.
Aşırı uç ve milliyetçi çevreler denildiği zaman gerek çoğunluk gerekse de azınlık içerisinden olan bazı kesimler adeta köpürüyorlar. Hâlbuki aşırılık ister çoğunluk ister de azınlık içerisinden bölgeye, azınlığa zarar veriyor. Fakat hiç kimse kendisini aşırı uç olarak görmek istemiyor, ki esas sorun burada.
Bir ülke kendi vatandaşına güvenmiyorsa, güvenemiyorsa bunun sebeplerini baştan sona irdelemesi, araştırması gerekir. Güvensizlik ve istikrarsızlık ortamı ancak ve ancak aşırı çevrelerin işine yarıyor. Bunu anlamak ta çok zor değil. Söz konusu programa katılan İskeçe Valisi Yorgos Pavlidis bile gerçekleri çarpıtan ve tarafsızlıktan uzak bir yayının yapıldığından bahsetti.
Öte yandan bu tür yayınları hazırlayanlar bir noktadan sonra trajikomik duruma da düşüyorlar. Çünkü katılımcılara mutlaka sormaları gereken sorular var, bunlar olmazsa olmazlar arasında yer alıyor. “Kendini baskı altında hissediyor musun?”, “Nesin?”, “Yunan-Türk savaşında ne tarafta olursun?” gibi sorular. Fakat bu tür program ve yayınlarda kamuoyuna verilen mesaj çok önemli. Başta azınlığın yetkili kurum ve kuruluşları olmak üzere azınlık basını olarak burada bize çok iş düşüyor. Dışarıya verilmek istenen bu kötü imajı kırmamız lazım. Kırabilmek için de provokasyondan uzak demeçlerin, yayınların yapılması şart. Yoksa provokasyona provokasyonla cevap vermek, aşırılığa aşırılıkla yanıt vermek, ateşe körükle gitmekten farksız oluyor.
Batı Trakya’yı bölgede yaşayan Müslüman-Hıristiyan tüm sakinleri çok iyi biliyor. Kimsenin uzaktan gazel okumasına gerek yok.
İnsani ilişkiler anlamında da herhangi bir problemin olmadığını herkes biliyor ve söylüyor. Sadece bazı provokatif çevreler bölgedeki istikrarı bozmak için çalışıyorlar, çalışmaya da devam edeceklerdir. Bu durum karşısında önemli olan özellikle de azınlık siyasetçisi ve basını olarak duyarlı ve sorumlu davranmamız lazım. Provokasyonlara ancak bu türlü yanıt verilebiliriz.
Pomak konusu Yunan kamuoyunun adeta zaaflarından birini oluşturmakta. Geçenlerde Azınlık Gruplarını Araştırma Merkezi KEMO tarafından Selanik’te “Trakya’nın Makedon Sorunu – Pomaklarla ilgili devlet projeleri 1956-2008” ve “Ulahların Kimliği” adlı kitapların tanıtımı gerçekleştirildi.
Etkinliğe Makedonya Üniversitesi öğretim üyesi Konstantinos Tsitselikis, Trakya Dimokrityos Üniversitesi öğretim üyesi Yorgos Mavromatis, Aristotelio Üniversitesi öğretim üyesi Kostis Tsiumis, Makedonya Üniversitesi öğretim üyesi Fotini Tsimbiridou, Makedonya Üniversitesi öğretim üyesi Yorgos Angelopoulos ve Atina Akademisi öğretim üyelerinden Stamatis Beis katıldı.
Her iki kitapta da oldukça ilginç bilgilere yer veriliyor. Fakat bölgeyi ilgilendiren ve gizli devlet evraklarını gün yüzüne çıkaran “Trakya’nın Makedon Sorunu – Pomaklarla ilgili devlet projeleri 1956-2008” adlı Tasos Kostopulos’un kitabı uzun süre ses getirmeye devam edeceğe benziyor.
Etkinliğe katılan konuşmacılar devletin Pomak konusuna tamamen politik çıkarlar çerçevesinde yaklaştığının altını çizdiler.
Kitabın yazarı Tasos Kostopoulos Pomakların Büyük İskender soyundan geldiği iddiasının 19. yy’da sahte bir Bulgar evrağına dayandığını ve söz konusu evrağın Bulgarların Büyük İskender soyundan geldiği iddiasını yaymak için propaganda amaçlı hazırlatıldığını söyledi.
Kostopoulos ilk defa olarak propaganda amaçlı üretilen bu teze 1944 yılında Etnos gazetesinin bir sayfasında rastladığını söyledi. Etkinliğe katılan isimlerden biri de Pomakların kan tahlilleri üzerinden soylarının belirlenmesi çalışmasını yapan Trakya Dimokrityos Üniversitesi öğretim üyesi Ksirotiris’ti.
Soru cevap kısmında söz alan Ksirotiris kan tahlilleri tezinin bilimsel olduğunu iddia etmesi üzerine Kostopoulos, “Öyleyse sadece Milli Kütüphane’de bulunabilen tezinizi bir kez daha yayınlayalım da tarihe başka açıdan ışık tutsun” demesi etkinlikte renkli görüntülerin yaşanmasına neden oldu. Fakat gönül isterdi ki, Kostas Hardavelas’ta kendisi gibi gazeteci ve araştırmacı olan Tasos Kostopoulos’u Pomak konusunu tartışmak üzere programında ağırlasın. Hep aynı makamdan çalmamak lazım öyle değil mi?
Aydın Bostancı, Azınlıkça Dergisi